Sayfalar

18 Mayıs 2016 Çarşamba

RENKLİ DUVAR


    Duvarlarımız var kaldıralım artık! 
    Ne zaman oluştu bu renkli/renksiz duvarlar? Yüksekliğini neler belirledi? Neden sığındık onların arkasına? Büyüyoruz değil mi kendimizin ve çevremizin farkına varmaya başlıyoruz, acı gerçeklerle yüzleşiyoruz. Kendi benliğimize aykırı gelen ama yüzleşmemiz gereken,kabul etmemiz gereken gerçekler. Maalesef şekilleniyoruz, yoğrula yoğrula bu gün ki şeklimizi tavrımızı alıyoruz,aldırıyorlar.
       Neden böyle bir yüzleşme konusu seçtim bilmiyorum aslında bu renkli duvara daha eğlenceli şeyler yazılmalıydı. Bilemiyorum :) Hayatta herkesin kendine ördüğü o duvarlar zaman sonra yine üzerine yıkılıyor onu gördüm. Ve duvarların ardında kalan asıl benliğimizle tanışınca bu kadar katılık neden diyor insan. Kimin için? Kiminin duvarları da hiç yıkılmaz o daha acı.
         Sizde zamanın ne olursa olsun su gibi akıp gittiğinin farkındasınızdır.Yani koca koca duvarlar örüp yalnızlık saltanatına çok da zaman harcamayın :) Kendinizi sevin ve değerinizi kimsenin gözündeki ile ölçümlemeyin,kimsenin size paha biçmesine müsaade etmeyin,sevdiğiniz sevmediğiniz kişiler olabilir olsun da hayatınız da herkese yer olmayacak, zaman herkesi hayatınızda ki yerine oturtacak ve öyle ilerleyeceksiniz. Hatırlayın lisede ki arkadaşlıklarınızı,orta okuldakileri asla ayrılmam dediğiniz çocukluk arkadaşlarınızı,ilk aşkınızı,kardeşinizi..
               Az ve öz insan her zaman en güzeli :) Umarım sevdiğiniz bir kaç dostunuz vardır ve duvarlarını çoktan yıkmışsınızdır :)
          Öneri kitap:Özgür Bacaksız--Deli çocuğun güncesi (deneme)
          Öneri şarkı:Ajda Pekkan--Kimler geldi hayatımdan kimler geçti
                      

Yazıyla iyi gider diye düşündüm, kitabı da içine dönmeyi sevenlere öneririm :) Bir sonra ki postta görüşmek üzere.Esen kalın..

Devamını Oku

5 Mayıs 2016 Perşembe

HİSSETMEMİZ GEREKEN ŞEYLER

   

                      Telefonun ve internetin çekmediği yerlerdeki ruh halimizi düşünebiliyor musunuz? Zaman çoğalıyor resmen ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz çevrenizdekiler bir oh çekiyor sizin adınıza, duyabiliyorsunuz :) Peki bu durum neden böyle, neden kopamıyoruz sanallıktan? Kaç like'lık  yaşıyoruz bir günümüzü? Yaşadığımızı, o gün de ölmediğimizi ve çok mutlu olduğumuzu ispatlamak için kaç fotoğraf paylaşıyoruz? 
                   Bu durumu garip karşılayanlardansanız, buyurun dostlar meclisine... Bunları biliyor ve yapıyor olduğumuz gerçeğini kim yok sayabilir ki... Zamaneliğimizin ilk şartı bu gibi  neredeyse... Ben uzun soluklu şehir hayatı yaşamadım bu yaşıma kadar. Ailemden uzakta ve onların kırsalda olmasının avantajı mı dezavantajı mı, bilemiyorum. Ama ruhuma nefes aldırabilecek zamanları, onları ziyarete gittiğimde bulabiliyorum. Kalabalıklarda insan yozlaşıyor, tek düze olmaya tek düze yaşamaya başlıyor bence. Başkalarının gözüyle bakmaya, başkaların diliyle konuşmaya başlıyor...

            Tabii bunları ancak uzaklaştığımızda anlayabiliyoruz ve aslında ne kadar boşa olduğunu görebiliyoruz ama şimdilik emekliye ayrılma gibi planlarımızda yok :) "Fırsat değerlendirme zamaneliği" diyorum ben buna. Kendimi akışına bırakıyorum... Bana verilenlerin ve verilecek olanların tadını çıkarıyorum... Rüzgarı, bir görünüp bir kaybolan güneşi, su üzerinde kafasına göre takılan longozları hissedebiliyorum...  Ve mutluyuz!..




                  Memleketimi özlemişliğimin yanı sıra doğaya olan hasretliğimin  depreştiği bu gezimizde; bolca oksijen, bolca mangal kokusu ve yemyeşil olmuş ayakkabılar kaldı elimde ve sizlere aktaracağım bu post... Esen kalın!..

                     






















Devamını Oku

3 Mayıs 2016 Salı

SANATÇI VE ZAMANI


        İstanbul Modern “Sanatçı ve Zamanı” adlı koleksiyon sergisi ile sanatçıların zaman fikri etrafında birey olarak kendilerini ve çalışmalarını nasıl konumlandırdıklarına odaklanıyor. Sergi, sanatçının zamanı ile toplumun, kültürün, doğanın ve evrenin zamanı arasında kurulan bağa ve hesaplaşmaya dair bir düşünce alanı öneriyor. Geçmişten geleceğe farklı zamanları, belirli ortak temalar çerçevesinde bir araya getiriyor.

        “Sanatçı ve Zamanı”, Türkiye’nin mihenktaşı düşünür ve edebiyatçılarından Ahmet Hamdi Tanpınar’ın (1901-1962) “ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” sözlerini de bir çıkış noktası olarak belirliyor.
          Ben de bu düşünceden yola çıkarak bu postu hazırlamaya karar verdim. Çektiğim fotoğraflar serginin sadece benim kamerama yansıyan tarafı, az da olsa ilgileniyorsanız kullanılan yöntemler ve birbirinden farklı yapıtlar görmek için gitmeniz gerekir.
(Not:Perşembe günleri ücretsiz olarak sergi gezilebiliniyor,diğer günler için ücret bilgisin  http://www.istanbulmodern.org/ adresinden ulaşabilirsiniz.


          En son ocak ayında gittiğimde farklı sergiler vardı artık dış mimariyi de tamamlanma aşamasına getirmiş  İstanbul Modern, biz de bunu fırsat bilip önce dışarıda ki eserleri inceleyip bir kaç fotoğraf çekilip sonra içeriye geçtik..




            Resimle ilgilenen biri olarak gezdiğim serginin doyuruculuğunu anlatamam ve bana kattıklarını. Bir çok sanatçının eserlerini barındırması size de bir çok kişiyi tanıma imkanı sunar,gerçekten bir sürü resim var favorilerimi ekledim ve tabi görsel değeri yüksek olanları :)



              Çok fazla sergi detayı verip sizi sıkmak istemediğim bu postum da, İstanbul Modernin eşsiz İstanbul manzaralı kafesinde kahve keyfi yaparak gezimi sonlandırdığı mı, hediye dükkanını, alt katta bulunan 'Yok Olmadan' sergisini ve kitapların tavana asılı olduğu enfes kütüphanenin varlığını da ekleyerek sonlandırmak istiyorum.
              Bir sonraki posta kadar esen kalın..
Devamını Oku